Panik Atak Öyküleri

Nihat Aydın’ın Panik Atak Öyküsü

Rahatsızlığımın başlangıcı 1973 yılında askerliğimin 4. ayında sıkıntı , yerinde duramama ve uykusuzlukla başladı. Zor günler geçirdim. 3 ay hiç uyumadım. Askerlik süresince sıkıntılarım hep devam etti. Askerliğim bitti ; birkaç ay sonra işe girdim. Çalışma hayatımla birlikte rahatsızlığım gün geçtikçe azalmaya başladı. İyileştim tabi k i 13 Nisan 1993 tarihine kadar. Bu tarihte kalın bağırsağımda ciddi bir ameliyat geçirdim .ameliyatın akabinde depresyon tekrar nüksetti. Bu ameliyatı unutmuş askerde olan rahatsızlığımdan kat kat fazla atak yapan bir depresyonun içine girmiştim. Çok sıkıntı veriyor , devamlı ağlamak ve uykusuzluk yapıyordu, bu dönemde de 3 ay hiç uyuyamadım. Arada kısa bir uykuya dalmış olsam da , bu çok kısa sürüyor , uyanışımda hayata başlamam korku ve panik şeklinde oluyordu. İşe gidememe , eve girememe i hayattan zevk alamama gibi. Bu arada psikiyatrist ve psikologlardan 6 ay yardım aldım. Bir yıl süresinde düzeldim. Hayata pozitif bakmaya , insanları ve tabiatı sevmeye başladım. İnsanlara değer vermeyi ve yardımlaşmayı bu süre içerisinde içimden gelerek yapmaya başladım. Tabii bu bir içgüdü meselesi kendiliğinden olan bir olay.

Sonunda iyileştim. Hastalık adına ben de bir iz kalmadı. Çalışıyorum ve hayattan zevk alıyorum. Eşimi ve çocuklarımı ve bütün insanları çok seviyorum…

Nihat Aydın (24.02.2005)


 

Sibel Çuha’nın Panik Atak Öyküsü

Bu rahatsızlığımın başlangıcı 14 yıl öncesine dayanıyor. Korku nöbetleriyle başlamıştı ve diğer yaşadıklarım onu takip etti. Şiddetli ölüm korkusu , ağlama nöbetleri hayattan hiçbir şekilde zevk alamama bu şekilde yıllarca devam etti. Derken panik atakla tanıştım. Çok şiddetli baş dönmeleri , titremeler çarpıntılar , uyuşmalar ve daha bir sürü şey. Her seferinde acile gidiyordum ama hiçbir şey bulunamıyordu. Ailem benden gizli gözyaşı döküyordu çünkü adı tam konulamamıştı. Ve çok üzülüyorlardı. Ama şu anda artık hastalığı tanıyorum ve onunlar mücadele ediyorum. Hiçbir şekilde 4 yıldır ilaçta kullanmıyorum. İyi ki Pandost var. Bu şekilde rahatım kendimi yalnız hissetmiyorum.

Sibel Çuha


 

Janet’in Panik Atak Öyküsü

Benim hikayem 1999 yılındaki depremden 1 ay sonra başladı. Depremden sonra bende anlamadığım belirtiler başladı: sıcak basmaları, boğulma hissi , kalabalık ortamlara girememe, kaçma hissi… Bu duyguların ne olduğunun bilemediğim için kendi kendime mücadele etmeye çalıştım ama git gide kötü olmaya başladım. Evden dışarı çıkamıyor ; sadece evin çevresinde dolaşmak istiyordum ve her şeyden korkma hissi bsşlamıştı. Bu arada nefes alamama duygusu yüzünden gün aşırı acillere gitmeye başlamıştım. Orada gereken tetkikler yapıldı ve bana bir uzmana gitmemi önerdiler. Ve Doktor Muzaffer Uyar’la tanıştım. İçeri girdiğimde birden ağlama krizine girdim. Panik atak ve fobilerim vardı. Terapilerin ve verdiği ilaçların sonucunda ufak ufak dışarı çıkmaya başladım. Muzaffer Bey’in ısrarıyla Pandost Kulübüne ara ara seminerlere gitmeye çalıştım. Kendimin biraz üstüne giderek aşmaya başlamıştım. Pandost Derneği‘ndeki insanlar ve beyim bana çok yardımcı oldu. Terapi ve ilaçlar sayesinde geçmişti. Artık istediklerimi tek başına yapabiliyordum.

Uzm. Dr. Muzaffer Uyar’ın tavsiyesi üzerine hobiler edindim ve buna çok iyi geldi. En çok istediğim iki şey vardı eskiden bunları yapamıyordum ama artık her ikisini de yapabiliyorum. 7 seneden beri hiçbir şeyim yok; artık gayet iyiyim.

Sevgilerimle, Janet (2007)


 

Didem’in Panik Atak Öyküsü

Yıl 1992 bir sinema çıkısı korkunç bir kalp çarpıntısıyla artık hayat bitti ölüyorum dedim iki seksen yatak tabi ki panik atak. On yıl boyunca ne olduğunu bilmediğim, adını bile duymadığım bir hastalıkla bunalımdır diyerek boğuşmaya başladım. Aylarca süren çarpıntı, mide bulantısı, yabancılaşma hissi, hayattan zevk almama, her sokağa çıktığımda kendimi ölecekmiş gibi hissetme, ama hiçbir yerden kusur kalmamak . Devamlı ölümü düşünerek yaşamak derken yalnız kalamayan bir insan haline gelmiştim. Korkunç ölüm senaryoları da hayatımın bir parçası haline gelmişti. Ama doktora gitmemekte ısrarlıydım. Bu durumda yapılacak en iyi şey hastalığın seyrine kendimi bırakıp öyle yaşamaktı. Önce çarpıntılardan kurtulmam lazımdı . Karar verdim çarpıntım olduğunda onu önemsemeden uğurlayacaktım ve öyle yaptım. O da beni üzmeden gitti.

Beş gün iyi bir gün kötü yada tam tersi… yaşamaya alışmıştım ki; Barış Manço’yu kaybettik. Bu olayın akabinde sıkı bir panik atak geçirdim.O gün panik atak hastası olduğumu kesin olarak anladım. Panik atakla ilgili her yazıyı okuyordum.Bütün belirtiler bende vardı. Ama doktora gitmemekte hala ısrarlıydım. Bir ileri iki geri yaşam devam ederken… Gölcük Değirmendere’de depremi yaşadım.O gece kesin ölüyorum dedim. Ama ölmedim. Depremden sonra yirmi gün boyunca çok iyiydim. Hatta panik atak bitti sandım. Ama yanılmışım. Meğer şiddetleri sona saklamış. Panik atak sürprizleri sever, Artık dışarı çıkmak,benim için eziyet haline gelmeye başlamıştı. Baş dönmeleri,fenalık hissi hat safhadaydı ve ablam olaya el koydu. Bugünlere gelmeme yardımcı olan sevgili doktorum Muzaffer Uyar’a beni zorla yolladı.

Bir gün önceden doktora gitmek zorunda olmanın tasası tam kalbimin orta yerine çökmüştü. Ne anlatacaktım kendimi yıllar sonra ailem dışında biri ile nasıl konuşacaktım.Beni anlayabilir miydi? Hayatımda hiç görmediğim bir doktorla kavga edip durdum. Bana böyle derse, ona şöyle cevap veririm. Şunu yaparım bunu yaparım, derken kendimi Muzaffer Uyar Bey’in karşısında buldum. Ellerim tir tir titriyordu, kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Sesim titriyordu ve konuşmaya başladım. Hele beni odada yalnız bırakıp gitmedi mi, öleceğimi sandım. Hemen kapıyı açıp kendimi dışarıda oturan annemin yanına atmak istemiştim. Ama yapmadım. Ogün Muzaffer bey terapiye gelmemi istedi. Söz veremem dedim ama gittim. Çok yabancı olduğum bir ortamda, orada olmak istemiyordum ama ilk adımı atmıştım. İkinci görüşmemizde biraz daha rahatlamıştım.

Terapilere katılmanın benim için çok önemli olduğunu biliyordum, hiç bırakmadım. Üçüncü dördüncü görüşmeden sonra bakkala bile yalnız gidemeyen ben terapilere yalnız gitmeye başladım. Arkası geldi. Migros’a tek başıma gidebilmek asansöre binmek, karanlıkta kalabilmek, İzmit’ten yalnız gelebilmek gibi hayal bile edemeyeceğim işleri yapmaya başlamıştım. Güvenimi tekrar kazanmanın mutluluğu bende daima bir adım ileri itti ve ilkokuldan beri en çok istediğim müzik eğitimine kavuştum. Artık kendimi kötü hissetsem de dışarı çıkabilirim. Eve kapanmak zorunda değilim. Dünyanız size de dar geliyorsa, içiniz daralıp mideniz bulanıyorsa, tansiyonunuz çıkıyor ya da iniyorsa, dışarı yalnız çıkamıyor evde yalnız kalamıyorsanız benim gibi ON YILINIZI boşa harcamayın lütfen bizlere katılın.

Didem (2008)